Hayatta birçok alanda başarılı olabilirsiniz.
İyi bir eğitim, güçlü bir kariyer, sorumluluklarını yöneten bir yaşam…
Buna rağmen içinizde bir yerde yalnızlık, duygusal eksiklik ya da ilişkilerde tekrar eden hayal kırıklıkları hissediyor olabilirsiniz.
Dinamik, üretken ve dikkat çekici bir kadın olabilirsiniz.
Peki buna rağmen neden ilişkileriniz kalıcı ve tatmin edici ilerlemiyor?
Hatta bir ilişkinin içindeyken bile neden zaman zaman kendinizi duygusal olarak yalnız hissediyorsunuz?
Bu durum çoğu zaman karşı cinsin duygusal dinamiklerini anlamamaktan değil,
kendi sınırlarımızı, değerimizi ve ilişki içindeki duruşumuzu doğru konumlandıramamaktan kaynaklanır.
İz Bırakmak Ne Demektir?
İz bırakmak; yalnızca sevilmek değil, yokluğu hissedilen biri hâline gelmektir.
Birinin hayatında geçici bir figür değil, etki yaratan bir varlık olabilmektir.
Görünüm, bakım ve stil elbette önemlidir.
Ancak kalıcılığı sağlayan şey kişilik yapısı, sınırlar ve özgüvenli duruştur.
Kendi çizgisini net belirleyen, değerlerini bilen ve sınırlarını koruyan bir kadın her zaman daha güçlü bir etki yaratır.
Fakat burada önemli bir denge vardır:
Aşırı baskınlık ya da güç gösterisi değil, sağlıklı özgüven.
Sağlıklı özgüven karşı tarafta şu algıyı oluşturur:
“Bu kadına ulaşmak emek ister. Onu kaybetmek kolay değil.”
Vazgeçilmezlik tam olarak burada başlar.
Sınırlar: Çekiciliğin Görünmeyen Gücü
Vazgeçilmez kadınlar en baştan sınırlarını belirler.
Ve ilişki ilerledikçe bu sınırları korur.
Birçok kadın ise ilişki ilerledikçe çizgisini gevşetir.
Özellikle kaybetme korkusu devreye girdiğinde:
Fazla tolere etme
Sürekli alttan alma
Sessiz kalma
Kendini geri çekme
gibi davranışlar ortaya çıkar.
Bu tutum kısa vadede ilişkiyi koruyor gibi görünse de, uzun vadede değer algısını düşürür.
Çünkü ilişkilerde sözden çok kararlılık etkilidir.
“Bu durum beni üzüyor” demek farkındalıktır.
“Bu durum devam ederse burada kalmam” diyebilmek ise duruştur.
İz bırakan kadın, gerektiğinde gitme cesareti olan kadındır.
Ulaşılmazlık: Soğukluk Değil, Kendi Hayatına Sahip Olmaktır
Sürekli ulaşılabilir olmak, değeri artırmaz.
Aksine, tahmin edilebilirlik zamanla çekiciliği azaltır.
Vazgeçilmez kadın:
Hayatı olan
Sosyal alanı bulunan
Üretken
Kendine zaman ayıran
bir profildir.
Bu, oyun oynamak değil; duygusal bağımlılıktan uzak bir denge kurmaktır.
Karşı taraf sizin merkeziniz değil, hayatınızın bir parçasıdır.
Bu fark, ilişkideki güç dengesini değiştirir.
Tepki Kontrolü ve Duygusal Olgunluk
Duygularınızı bastırmak zorunda değilsiniz.
Ancak tepkilerinizi yönetebilmek, duygusal olgunluğun göstergesidir.
Kriz anlarında:
Bağırmak yerine net konuşmak
Suçlamak yerine ifade etmek
Saldırmak yerine sınır koymak
çok daha güçlü bir etki yaratır.
Soğukkanlılık, karşı tarafta güven ve saygı oluşturur.
Bağımlılık Değil, Sağlıklı Bağ
İlişkide en büyük çekicilik unsurlarından biri şudur:
Karşı tarafın size ihtiyaç duyması değil, sizi kaybetmekten çekinmesidir.
Bu fark, bağımlılıkla sağlıklı bağ arasındaki farktır.
Kendi hayatına sahip olan kadın:
Değer görür
Ciddiye alınır
Uzun vadede daha saygı duyulan bir konuma gelir
Neden Aynı Döngülere Giriyoruz?
Çoğu zaman sorun karşı taraf değil,
seçim kalıplarımız, bağlanma stilimiz ve ilişki içindeki bilinçdışı davranışlarımızdır.
Aynı tip insanlara yönelmek, aynı hayal kırıklıklarını yaşamak ve aynı sonuçlara ulaşmak tesadüf değildir.
Bu noktada farkındalık tek başına yetmez.
Davranış değişimi gerekir.
Destek Almak Güçsüzlük Değil, Farkındalıktır
Eğer:
İlişkilerinizde güçlü olmanıza rağmen kalıcı olamadığınızı hissediyorsanız
Sürekli aynı ilişki döngülerini yaşıyorsanız
Kendinizi ilişkide kaybolmuş hissediyorsanız
Bu süreci tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz.
Bireysel terapi sürecinde:
İlişki kalıplarınızı
Sınır koyma becerilerinizi
Duygusal tepkilerinizi
Bağlanma stilinizi
birlikte ele alırız.
Amaç; sizi “değiştirmek” değil, gerçek gücünüzü ortaya çıkarmaktır.
Uzman Klinik Psikolog
Selen Muratoğlu
